23 Ekim 2013 Çarşamba

NRW017 pařízek'in tiyatrosu


 (fotoğraflar: sebastian hoppe)

çek yönetmen dušan david pařízek’in nora’larından sonra, geçen sezon sahneye koyduğu ve sahnelenmeye devam eden “der zerbroche krug” (kırık testi) adlı yapıtını da düsseldorfer schauspielhaus’un büyük salonunda izleme imkanım oldu.
heinrich von kleist’ın adalet ve namusu tartıştığı bu “eğlencelik”ini (“lustspiel”) beş yıl önce berlin’de peter stein’ın rejisiyle ve başrolünde klaus maria brandauer’in döktürdüğü berliner ensemble yapımı olarak izlemiştim. klasik bir sahnelemeydi, çok iyiydi, bayağı keyif almıştım; ama bu, pařízek’inki bambaşkaydı. şimdi anladım ki, stein’ınki suya sabuna dokunmayan bir işmiş.

pařízeknora3”den sonra seyrettiğim ikinci rejisiyle de beni kalbimden vurdu.
pařízek oyunu mükemmel muhabbetli bir “lustspiel” olarak sahneye koyarken, oyunun özünde varolan öğeleri de kullanarak (yani zorlamaya gitmeden) sonunda boğazımıza yumruğu tıkamayı da ihmal etmemiş.

von kleist “kırık testi” hollanda’nın bir köyünde kırılan bir testi yüzünden yapılan bir mahkemeyi konu eder. köyün kadısı adam, köye dışardan gelen müfettişin gözetiminde yönettiği mahkemede binbir entrika ve söz oyunuyla, aslında suçlusu kendisi olduğu kırılan testi olayından yırtmaya, suçu testinin sahibinin kızı eve’in nişanlısı ruprecht’in üzerine atmaya çalışır; eve’nin annesi de namus uğruna bu oyuna gelir.
soruşturma devam ettikçe gerçekler yavaş yavaş ortaya çıkar. adam dışında testiyi kimin kırdığını bilen tek tanık, eve’dir; çünkü adam ile eve onlara yasaklanmış bir “suç”u paylaşmışlardır. adam, eve’nin nişanlısını askere gitmekten kurtaracak kağıdı eve’ye verme bahanesiyle geceleyin pencereden odasına girmiş ve eve’yi taciz (ve belki de tecavüz) etmiştir; eve de nişanlısının uğruna karşı koymamıştır.



oyun adam’ın, mübaşir licht (almanca: ışık) tarafından uyandırılmasıyla başlar; pařízek bu sahnede adam’ı çırılçıplak bırakır ve adam oyunun ilk 10 dakikasında da “utanmaz ve umursamaz” bir halde çırılçıplaktır.
pařízek oyunun finalinde ise; eve’yi seyircilere en yakın yerde, birinci sıranın önündeki boşlukta tek başına konumlandırır. sahnenin en arkasındaki duvara video projeksiyonundan adam’ın eve’nin odasına geldiğinde yaşananlarının görüntüsü yansıtılırken, bu sefer eve sırasıyla içindeki külotu, üzerindeki elbiseyi ve sütyenini çıkarır ve çırılçıplak kalır.
çember kapanır: “adam” ile “eve”; adem ile havva. ilk günahı paylaşanlar; çırılçıplaktırlar!
adam kaçmıştır, ama eve toplumun baskısıyla yaşamak zorunda kalacaktır; ön sahnenin ucuna çırılçıplak kıvrılıp yatar…




pařízeknora3”de de olduğu gibi yine sahne-seyirci arasındaki duvarı kaldırmış; hatta bu sefer oyun bütünüyle ön sahnede, birinci sıranın önündeki boşlukta ve salonun yan koridorlarında oynanıyor.
ayrıca; oyuncular seyircilerle diyalog içindeler; koltuk aralarından geçip onalrı rahatsız ediyorlar; kadı gördüğü bir iki seyirci ile tokalaşıyor; mübaşir duruşma sırasında not tutmak için seyircilerden  kalem istiyor, bir ara başka bir iş için yazmayı bırakınca ön sıradan bir seyirciye not tutmaya devam etmesini rica ediyor; uygun bir sahnede salona kadehler ve şaraplar geliyor ve seyircilere dağıtılıyor; bir kelimenin telaffuzu için seyircilerden yardım isteniyor; duruşmaya ara verildiği söylenip seyircilere de “siz de çıkın bir hava alın” dedikten ve çabuk davranan 1-2 seyirci tam dışarı çıkmış, diğerleri yerlerinden kalkmışken müfettiş hışımla sahneye dönüp “hayır ara vermeyeceğim, devam edeceğiz” deyip herkesi yerine oturtuyor.
pařízek, lepage gibi yuvarlak sahne kullanmıyor ama, seyirciyi avucunun içine almasını, dördüncü duvarı yıkmayı çok iyi beceriyor; ve bu da oyunun “lustspiel” karakterine mükemmel bir şekilde hizmet ediyor.
düsseldorfer schauspielhaus’un oyuncuları da pařízek’in kendilerine sağladığı alanda döktürüyorlar; adam’da frank seppeler ve eve’de “nora3”de de başrolde olan stefanie reinsperger çok iyiler.



sahne tasarımı da pařízek’e ait; “nora3”de de olduğu gibi yine hiç bir mobilya yok sahnede; bir tek sandalye dışında; otoritenin, hükümranın simgesi.
sahnenin, ön sahne dışındaki arka kısımları sanki inşaat halindeymiş gibi iskelelerle kaplı; arada sırada yukardan toz akıyor, bütün oyun boyunca sahnenin tam ortasındaki bir kovaya su damlıyor; ve sahnenin üst kısmında oyun boyunca yoğun bir sis bulutu asılı kalıyor.
ben bu inşaat halini biraz babil kulesi ile özdeşleştirdim. hikayeye göre tanrının dünyaya farklı diller yollayıp insanların birbirleriyle anlaşmasını engelleyerek inşaat halinde, yarım kalmasını sağladığı babil kulesi; tam da dorukları bulutları delecek kadar yükselmişken..

sıkı temalar ve toplumsal eleştiriler barındıran “eğlencelik” bir oyunu, eğlencesinden bir nebze azaltmadan; sıkı bir düşünsel arkaplanla döşeyerek, yumuşak-sert dengesini bıçak sırtında tutarak sahnelemek her yönetmenin harcı olmasa gerek. pařízek’i gözdelerim arasına aldım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder