26 Ağustos 2013 Pazartesi

geçtiğimiz sezonun en sıradışı gösterisiydi: "l'après-midi d'un foehn"



gezi olaylarının ilk dört günü küçük bir arkadaş grubu ile yurtdışındaydım; kısa bir paris kaçamağıydı, uzun zaman öncesinden planlanmış bir seyahatti.
théâtre des champs-élysée'de "bahar ayini"nin tam 100. doğumgününü nijinski'nin ve sasha waltz'ın "le sacre"larıyla kutlayacak, sidi larbi cherkaoui'nin marina abramovich ile ortaklaşa sahneye koyduğu paris operası siparişi ravel'in "bolero"sunu seyredecek, chaplin'in kızı ve damadı ilüzyon ve sirk ustaları victoria chaplin ile jean-baptiste thierrée'nin gösterisini izleyecektik; izledik de.
son dakika, akşam programlarına ek olarak, gündüzlere de birer gösteri sıkıştırdık.
sahne tanrıları yine yaptı yapacağını ve beklenmeyen gerçekleşti; biz, yukarıda saydığım paris'e esas gidiş motivasyonlarımızdan değil de, gündüzlerden birinde seyrettiğimiz ve "6 yaşından büyüklere" ibareli, aslında daha çok çocuklara hitap etmesi düşünülmüş bir gösteriden büyülenmiş, nefeslerimiz kesilmiş, içimiz kabarmış şekilde çıktık.

paris'teki ikinci günümüzde istanbul'dan haberler gelmeye başlamıştı; aklımızın, kalbimizin bir yanı istanbul'da, endişeli ve biraz da haberleri uzaktan alıyor olmanın getirdiği bilgi karmaşası içerisinde paris'in ve seyrettiklerimizin keyfini ne çıkarabildik ne de sürebildik. dönünce de, doğal olarak, ne seyrettiklerim hakkında yazmak geldi içimden ne de vaktim oldu.
şimdi, gezi olaylarının üzerinden belli bir zaman geçtikten sonra (ama nedense illa bir olay olması gerekmeden ve sadece verilen demeçler, söylenilen sözler ve icraatler yüzünden içlerimiz hala durulmuyorken ve tetikteyken bile olsa); 2012-2013 sezonunda yurtiçi ve yurtdışında izlediğim gösteriler arasında beni en çok ve derinden etkilemiş dört tiyatro olayından biri olan [diğer üçü hakkındaki izlenimlerime buralardan ulaşılabilir: kristian smeds'in "der imaginaere sibirische zirkus von rodion raskolnikov", pina bausch'un "auf dem gebirge hat man ein geschrei gehört" ve krzysztof warlikowski'nin "kabaret warszawski"] bu "çocuklar için" gösteri hakkındaki izlenimlerimi paylaşmak isterim.
olur da belki birileri bu yazıyı okur, bir yurtdışı seyahatinde bu gösteriye denk gelir; sakın "çocuklar için" diyerek gitmemezlik etmesinler; olur da istanbul'da festival düzenleyen birileri [artık cengiz özek mi olur, aydın silier mi, yoksa leman yılmaz mı] belki bu yazıyı okur; daha önceden bu gösteriden haberleri yoktur ve bu yazı sayesinde haberdar olurlar; belki ne yapıp edip bu benzersiz gösteriyi istanbul'a getirmeye çalışırlar; belli mi olur..

bu upuzun girişten sonra, gelelim gösteriye:
öncelikle bu gösteriyi herhangi bir kategoriye sokmak pek imkanlı değil; illa da bir kategoriye sokmak gerekmiyor zaten. kukla desen kukla değil, mim değil, dans değil, tiyatro da değil. belki, yapılanın koreografi olduğu söylenebilir, sanırım tasarımcısı da yaptığını "koreografi" olarak tanımlıyor; ancak, üzerine koreografi yapılan, insan bedeninin hareketleri değil!

topluluğun adı compagnie non nova. topluluğun artistik yönetmeni olan phia ménard aynı zamanda gösterinin koreografisini ve sahne tasarımını yapmış. gösterinin adı ise "l'après-midi d'un foehn".
bir kere oyunun adı bile yeterince merak uyandırıcı ve davetkar; bestesi debussy'e ait, ilk defa nijinski tarafından koreografisi yapılan ve kendisinin bizzat dans ettiği ünlü "bir pan'ın öğleden sonrası" adlı bale müziğine nazireyle "bir fönün (sıcak rüzgarın) öğleden sonrası".

gösteri, paris'in özellikle akrobasi, hayvansız sirk ve kukla gösterileri konusunda özelleşmiş silvia-monfort tiyatrosu'nda sahneleniyordu.

salona girdiğinizde, normal seyirci koltuklarına oturulmadığını fark ediyorsunuz; koltukların arasından geçip, sahneye çıkıp, etrafı sofitoya kadar yükselen siyah perdelerle çevrilmiş silindirik bir mekanın içine giriyorsunuz. yani, gösteri daha baştan konvansiyonel bazı şeyleri, mesela "verili tiyatro mekanını" kabul etmeyerek, yeniden tanımlayarak, kendi sahnesini, kendi dünyasını kuruyor. izleyeceğiniz gösterinin sıradışı olacağının ipuçlarını böylece yavaş yavaş fark ediyorsunuz..
ortada daire planlı bir sahne, etrafı 270 derece seyirci tribünleriyle çevrili; tribün dediysem de, üç basamaklı, arkalığı olmayan basit bir düzenleme.
sahnenin 360 derece çevresine içeriye ve dışarıya (seyirci tarafına) bakan vantilatörler yerleştirilmiş.
tam sahnenin üzerinde, oldukça yukarda yine kalın siyah perdelerle yaratılmış ve sahnenin izdüşümünü yukarıya taşıyan silindir bir çevreleme var [bu düzenlemenin alameti farikasını sonradan, gösteri başlayınca idrak ediyor insan], silindirin ortası ise sık bir demir ızgara ile kaplanmış, bazı ışık spotları buraya yerleştirilmiş.

ışık sönünce star wars'daki jedi'ın kıyafetini andıran, siyahlar içinde yerlere kadar uzanan, büyük bir kapşonla başı saklanmış biri törensel bir edayla yavaş yavaş sahnenin tam ortasına geliyor; cebinden iki plastik torba, bir seloteyp ve bir makas çıkarıyor. gözlerimizin önünde torbaları katlıyor, kesiyor, seloteypleri yapıştırıyor; işlemi bitirdikten sonra elindekini bütünüyle katlayıp sahnenin tam ortasına bırakıyor ve çıkıyor.
hoparlörlerden debussy'nin müziği gelmeye, sahnenin kenarındaki vantilatörlerden bazıları dönmeye başlıyor; bir-iki dakika geçiyor, plastik torbada küçük küçük hareketlenmeler oluyor, hareketlenmeler gittikçe şiddetleniyor ve sonunda o cansız plasik torba kendini zeminden kurtarıp, kollarını ve gövdesini açarak ve bu sayede içine havayı alarak yükseliyor; oyunumuzun "protagonisti" plastik torba-insan [ya da bazı eleştirmenlerin ifadesiyle "plastik torba-balerin"] böylece "can" bulmuş oluyor..

devamı?..
devamını anlatmıyım, yalnız şunu söylemeden bitirmek istemem: sonrasındaki 50 dakikada başroldeki plastik torba-insana eşlik edecek, bazı sahnelerde rengarenk bazı sahnelerde sadece beyaz renkli 30-40-50 başka plastik torba-insanlar ve çin ejderhalarını andıran bir akordeon canavar ile birlikte ve, debussy'nin müziğinden orman içi ve hayvan seslerine uzanan enfes ve atmosferik bir müzik-ses tasarımı eşliğinde evrenin yaratılışına, doğanın uyanışına ve iyi ile kötünün savaşına tanık oluyorsunuz.
ve bütün bunlar çok basit bir fikrin müthiş bir mühendislik çalışması sonucu hiç bir anı şansa bırakılmamış bir şekilde hayata geçirip "tasarlanmasıyla" yaratılıyor: hava akımının kontrol edilmesi.




3 yorum:

  1. çok ilginç danzon. vimeo dan biraz izledim ama gerçekte nasıl güzeldir. ekimde parise gideceğiz. nerede, nasıl bulabiliriz konusunda yardımcı olabilir misin?

    YanıtlaSil
  2. merhaba buket hanım,
    bu yazıda bahsi geçen gösteriyi sunan topluluğun internet sitesinden oyun tarihlerine bakabilirsiniz:
    http://www.cienonnova.com/#/en

    paris'te, yazıda da bahsettiğim üzere akrobasi, kukla, hayvansız sirk götsrilerinin olduğu theatre silvia-monfort'un sitesinden de, orada olacağınız tarihlerdeki gösteriler hakkında bilgi edinebilirsiniz:
    http://www.lemonfort.fr/
    bence, orada hangi gösteriye denk gelirseniz gelin, mutlaka gidin; belli bir kaliteye sahip toplulukları davet ettikleri için, kesinlikle kötü çıkmaz.
    ayrıca, theatre silvia-monfort'un hemen yakınında bir fırın var, ekmekleri, kekleri, pastaları, marmelatları muhteşem, özellikle köy ekmeği (ben son gidişimde bir tane getirdim istanbul'a): max poilane. tavsiye ederim, google earth'e yazarsanız, etiketlenmiş, çıkacaktır.

    theatre de la ville'in programında ekimde bir japon kukla gösterisi gözüküyor, mutlaka çok iyidir, tavsiye ederim:
    http://www.theatredelaville-paris.com/spectacle-SonezakiShinju-583

    ayrıca paris güz festivali'nin programına da bakın mutlaka:
    http://www.festival-automne.com/

    ayrıca, hazır paris'e gitmişken;
    marais bölgesinde rue pavée'de bir ekler dükkanı (l'éclair de génie) var ki, kaçırmayın, enfes lezzetli; ben bahar kreasyonu eklerlere denk gelmiştim, siz güz kreasyonundan tadarsınız :)
    eklerciye çok yakın, pazarları taşıt trafiğine kapatılan marais sokaklarının birinde l'as du fallafel'de de falafel yemenizi öneririm, dükkanın önündeki uzun kuyruğa aldırmayın, siz sıradayken siparişinizi alıyorlar, çok fazla beklemiyorsunuz..

    şimdiden iyi seyahatler, sevgiler..

    YanıtlaSil
  3. çok teşekkür ederim..

    YanıtlaSil