28 Aralık 2008 Pazar

dünyayı değiştirmek için sanat gerek!

dışarda rüzgar, yağmur, fırtına! dar bir kapıyı gösteriyorlar girmemiz için, kolunda gamalı haç elinde fener, siyah kıyafetli genç bir adam aşağı inen merdivenleri işaret ediyor. aşağısı karanlık, mumlar yanıyor. inince sola dönüp loş koridordan ilerliyoruz, bir genç daha var bizleri yönlendiren. büyük bir mekana geliyoruz, ortada bir masa, üzerinde bir mum, etraf karanlık olduğu için pek seçilemiyor. yerlerimize oturmaya çalışırken bir yandan da sirenler çalıyor...
yaşlıca bir adam, bir kadın hükümet görevlisi tarafından sorgulanmak üzere bulunduğumuz sığınağa getiriliyor. biraz sonra anlıyoruz ki nazi işgali altındaki paris'teyiz ve getirilen adam ünlü ressam pablo picasso. arada elektrik gidip geliyor, sokaktan çatışma sesleri ulaşıyor kulağımıza. bir yandan da picasso'nun sorgusunu izliyoruz.

aslında kadıköy'deyiz; kadıköy anadolu lisesi'nin tiyatro binasının bodrumunda. seyrettiğimiz oyun jeffrey hatcher’den "bana bir picasso gerek". sahneye koyan ve ışığını tasarlayan arif akkaya. iki oyuncu, picasso’da usta sanatçı sezai altekin ve sorgu görevlisinde genç tiyatrocu ayça bingöl geçen sene neredeyse bütün oyuncu ödüllerini topladılar. sezai altekin'i, şehir tiyatroları'ndaki birçok oyundaki rolleriyle ama özellikle de yirmi yıl önceki "biz aşağıda imzası olanlar" adlı muhteşem oyundaki etkileyici performansıyla unutamayan biri olarak onu tekrar aynı güçte sahnede seyretmek büyük keyifti benim için.

bulunduğumuz yerin aslında kadıköy’de olduğunu bize ilk andan itibaren unutturan öğelerin başında gelen sahne tasarımı çok başarılı. aslında “bana picasso gerek”teki çalışmayı sahne tasarımı yerine “mekan düzenlemesi” olarak adlandırmak daha doğru olur kanımca; bodrum kat bütüncül bir yaklaşımla ele alınmış, her bir m2si kullanılarak çok etkileyici bir atmosfer yaratılmış (dekor ve giysi tasarımı: zuhal soy). örneğin, oyunun sergilendiği esas mekanda ışık spotlarını görmek mümkün değil, hepsi bir şekilde havalandırma veya su borusu gibi tavandan geçen kanalların arasına/içine gizlenmiş; oranın bir sığınak değil de bir sahne olduğunu ispatlayacak neredeyse hiçbir öğe açıkta bırakılmamış.

arif akkaya’nın etkileyici rejisinde beni rahatsız eden tek biçimsel unsur, mekanın bir duvarına projeksiyonla yansıtılan picasso resimleri oldu; sanki oyunculardan rol çalıyor gibiydiler! ince uzun mekanda seyircinin özellikle o tarafa bakması gerekiyor ki resimleri görebilsin, bu da kişiyi oyundan/oyunculardan koparıyor.
zaten, oyuncular ve mekan düzenlemesi o kadar güçlü ki, picasso’nun resimlerini -oyunda kritik bir yer tutan “guernica”yı bile- birebir görmeye kesinlikle ihtiyacı yok seyircinin.

oyun konusuyla da, duyarlı seyirciyi avucunun içine almasını biliyor. sanatın gerekliliği, sanattan ne kastedildiği, sanatçının politik duyarlılığı, sanatçının üretim ortamı/süreci/özgürlüğü oyunun heyecanlı sorgu sürecini içeren üst-metnine yedirilmiş alt katmanlar. ve hepsi de günümüz türkiye’si için güncel, hala tartışılması gereken, çözülmemiş konular. bir yerinde nazi dönemi avrupası için söylenen “sanat hiç bu dönemdeki kadar ayaklar altına alınmamıştı” sözü bugünün türkiye’sini de anlatmıyor mu?

1 yorum:

  1. Özellikle de başlığıyla beni kendisine çeken “dünyayı değiştirmek için sanat gerek!” yazında geçen “..bir yerinde nazi dönemi avrupası için söylenen “sanat hiç bu dönemdeki kadar ayaklar altına alınmamıştı” sözü bugünün türkiye’sini de anlatmıyor mu?” ifadesine yürekten katıldığımı, en son bu gün duyduğum bir haberle belirtmek isterim; “Yedi Tepeli Aşk” oyunu Alevi vatandaşları incittiği gerekçesiyle iptal edilmiş. Oyuncuların yorumu ise “bakireliği sorguluyor olması” sebebiyle iptal edildiği yönünde. İBB’nin sanatla imtihanından sınıfta kalacağının en önemli göstergelerden biri de CRR. Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’nın sebep olduğu CRR Ocak programının iptal edilmesi olayı, çarklarımızın sanatla ilgisiz dinamiklerle döndüğünün en açık kanıtı. Umarım seçimle değişebilir bu yönetim…

    Sanatın yeniden düşünmeyi tetikleyen, konfor bozucu bir yanının da olması gerektiğini düşünüyorum. Bu yanını önemsiyorum. Örneğin çok güzel bir ana caddede, belediyenin karşısında bir apartmanı geçici olarak deforme eden bir çalışma yapılmıştı yanılmıyorsam Lefkoşa’da, çok sevmiş ve başarılı bulmuştum bu fikri.

    Neyse, bir izleyicin olarak blogundan memnun olduğumu bu vesilelerle tekrar etmiş olayım. Ayrıca son zamanlarda tiyatro ve sinemaya artan ilgiden de memnun olduğumu ve böyle bir ortamda senin değirmeninde öğütülecek buğdayın, çarkını döndürecek suyun da bol olacağını düşündüğümü belirtmek isterim.

    Sevgiler,

    YanıtlaSil